''Bu Devlete Bir Kimlik Aranıyorsa, İstiklal Marşı Yeniden Defalarca Okunmalıdır'' demişti çok değerli bir siyasetçimiz.
Türkiye’yi yönetenlerin cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tartışıtğı bir mevzudur kimlik konusu.
Türk’ün ne olduğunu, ne ile karıştırıldığı, bu ülke adına neyi tanımladığı hep tartışma konusu olmuştur. Türkiye anayasasında yer alan Türk ve Türk Milleti kavramı 80 yıldır birileri tarafından idrak edilememiş yahut edilmek istenmemiştir. Osmanlı Devletine baktığımızda bugün olan sıkıntıları, tartışmaları daha kolay çözeceğimizi düşünüyorum.
Osmanlı Devleti her ne kadar müslim ve gayrimüslim gibi bir sınıflamaya giderek millet tebaasını oluşturmuş olsa da, Türk kavramı “millet” anlamında önemini ve yerini korumuştur. Hatta Osmanlı Devleti diğer dünya devletlerinde öyle bir izlenim bırakmıştır ki “Müslüman=Türk” algısı doğmuştur.
Yani Osmanlı toprakları içersinde yaşayan fakat köken olarak Türk olmayan kimselerde “Türk” olarak tanınmıştır. Osmanlı kendi içindeki Müslüman olmayanları, Türk olmayanları dışlamamış ve koca bir imparatorluğu 600 yıl yaşatabilmiştir. Fakat ilginçtir ki bu topraklarda yaşayan ve Türk olmadığı halde Türk olarak çağrılan insanlar da bu kimlikten rahatsız olmamıştır. Osmanlı’nın Türk Milleti mazisi de burada yatmaktadır. Cumhuriyet döneminde kurulan ulus-devlet anlayışı da aslında Osmanlı’nınkinden çok farklı değildir. Bugünkü anayasada tarif edilen Türk Milleti tanımı da aşağı yukarı Osmanlı Devletindeki millet tebaasına uymaktdır.
Çünkü bu millet tanımı yine aynı şekilde bir etnik kökeni çağrıştırmamaktadır. Misaki milli sınırları içersinde yaşayan ve etnik kökeni ne olursa olsun bu topraklarda huzur bulan herkes “Türk Milleti” nin birer ferdi olmuştur. Türkiye sınırları içersinde yaşayan ve bu ülkenin yurttaşı olan bir ermeni, bir yahudi de Türk Milleti’nin birer bireyi olmuştur. Bu ülkede yaşamak isteyen ve bu devlet için ben de varım diyen herkes kökeni ve dini ne olursa olsun hiçbir insanımızdan yeri farklı değildir.
Türk Milletinin tarihe damgasını vuran bu şanlı yürüşünün ardında da bu hoşgörü, bu kucaklaşma ve engin merhamet duygusu yatmaktadır. Her ne kadar zaman zaman Hitleri andıran siyasi fikirler Türkler ile bağdaştırılmaya çalışılmış olsa da bunun tarih de örnekleri bulunmamaktadır. Bizim milletimiz insana ilk başta insan olduğu için değer veren bir millettir. O yüzden yıllarca bir çok medeniyetle kucaklaşmış birikimler elde etmiş ve insanlığa sayısız katkı sağlamıştır. Bugün Türkiye’de yaşanan kimlik sıkıntısı iddiları da bu yüzden yersizdir. Her ne kadar devletin bazı kurumları zaman zaman yanlış çalışmalar yaparak bazı insanlarımızı bu hususta kırmış olsa da bugün yaşanan sancılı günleri gerçeksebepleri burada aranmamalıdır.
Tarihte Türk Milleti tanımı nasıl sosyolojik ve siyasi bir tanım içeriyorsa bugün de aşağı yukarı o tanımı içermektedir. Bu ülkede yaşayan her bir bireyin dünyadaki soyadı Türk Milletidir aslında. Kürt, Türkmen, Çerkez, Çaz ve her kim olursa olsun bu ağacın dallarıdır, meyvesidir. O yüzden “ben kürdüm” diyene cevap olarak ben de “Türk’üm” demek şu zor günlerde çok da doğru olmayacaktır. Açılım politikaları ile Türklüğü de sadece bir etnik kökenmiş gibi tanımlamaya çalışanlarla da mücadele ancak bu şekilde verilebilir.
Kalın sağlıcakla...